Napolyon'u Başarısızlığa Götüren Yol...



Tarih boyunca yaşamış pek çok önemli komutan ve devlet adamı sayabiliriz. Bu sayabileceğimiz isimler arasında şüphesiz Napolyon'da olacaktır. O, halktan gördüğü destek ve çevre ülkeleri işgal etmek konusunda gösterdiği cüret ile kendisini bir imparator olarak görmekteydi. Hem de bunu 1789'da yani krallığın yıkılarak cumhuriyetin, eşitliğin getirildiği devrimden çok da uzak sayılmayacak bir zamanda 19. yy'ın başlarından itibaren yapmaya başladı. Onun hareketleri; eşitlik ve demokrasiden ziyade, kendi gücünü tüm dünyaya kabul ettirebilme çizgisinde ilerliyordu. Belki de onun sonunu hazırlayan da bu olmuştu.

Napolyon'un dünyada Fransa adına yeni ekonomik çıkarımlar elde etmek istemesinin en büyük nedeni; devrimden önce, ülkesinin 1756-1763 yılları arasındaki "7 yıl Savaşları"nda Kuzey Amerika ve Hindistan'daki sömürgelerini İngiltere'ye devrederek buradan sağlanan ekonomik gelirlerin kaybedilmesiydi. Burada yaşanan ekonomik kayıplar Fransa'da halktan vergiler yoluyla çıkarılmaya çalışıldı. Tabi bu durum zaten yüksek tabaka altında ezilen halkı daha da zor duruma düşürdü. Yıllar 1780'leri gösterdiğinde halk, bu düşürüldüğü zor duruma artık bir dur demek zorunda kaldı ve çok sarsıntılı bir ihtilal sürecinin ardından; vatandaştan, eşitlikten, kişisel hak ve özgürlüklerden yana olan "Cumhuriyet"i ilan etti.

Napolyon'un böyle bir ortamda. tek adam görüntüsüyle nasıl bu kadar ön plana çıktığı da çok ayrı bir konudur. Ancak bunu sağlayan olaylar arasında şüphesiz onun; 1793 yılındaki Toulon Kuşatması sırasında 19 Aralık'ta kentin geri alınmasına olan katkısı ve yine 5 Ekim 1795'te Paris'teki krallık yanlısı grupların isyanlarını bastırması vardı. Ayrıca İtalya Seferi'ne önderlik etmesi ve burada 18 tane meydan muharebesi kazanması, onun Fransa'daki ününün artmasına neden olmuştur.

Yıl, 9 Ekim 1799'da yani devrimden 10 yıl kadar sonra yapılan hükümet darbesiyle Fransa'da yeni bir dönem başladı. Bu darbe, Direktuvar üyelerinden Joseph Sieyes tarafından planlanmıştı. Napolyon'da planlanan bu darbeye destek oldu. Bu süreçte, yeni yapılan anayasa ile birlikte cumhuriyetten diktatörlüğe geçiş oldu. Bunun nedeni ülkenin artık sadece üç konsülün yönetimine bırakılacak olmasıydı. Bu konsüllerden en fazla öne çıkan isim ise Napolyon olmuştu. Onun için diğer konsüller bu noktaya erişmek için bir araçtı. Çünkü halkın gözünde sahip olduğu ün onu, diğer iki konsülün önüne geçirecekti zaten. Nitekim de öyle oldu, 1800 yılında düzenlenen bir referandum ile halka "onu ömür boyu konsül olarak ister misiniz?" diye soruldu. Bunun cevabı olarak da cumhuriyetçi ve devrimci halk bu görüntüsünden sıyrılarak ezici bir çoğunlukla bu soruya olumlu yanıt verdi. Böylece anayasada yapılan bir değişikle Napolyon "Ömür Boyu Konsül" seçildi. Bundan sonra yaptığı reform ve yasa çalışmaları da halk tarafından desteklendi. 

Napolyon'un belki de en büyük şanssızlığı "Devrim Fransa"sının getirdiği özgürlük, eşitlik ve kişisel özgürlük gibi düşüncelerin o dönemki Avrupa'nın krallık ve monarşi ile yönetilen devletlerinin siyasi düzenine ters gelmesi ve bu devletlerin, Fransa'daki bu gelişmelerin kendi ülkelerindeki düzeni de bozabileceği kaygısıyla Cumhuriyet Fransa'sına düşmanlık gütmeleriyle olmuştu. Bu düşmanlık 1792'den 1802 yılına kadar sürdü ve bu süreçte Fransa'nın mücadele etmek durumunda kaldığı en güçlü devlet her zamanki gibi İngiltere olmuştu. Sonunda 1802'de adına "Fransız Devrim Savaşları" denilen savaşlar dizisi, İngiltere'nin başını çektiği koalisyon devletlerinin Fransa ile barış imzalamarıyla son buldu. Ancak İtalya'da kazandığı zaferler ve halkın gözünde artan popülerliği nedeniyle artık kendisini bir imparator olarak görmeye başlayan Napolyon daha büyük savaşlara niyetliydi. Bu savaşlar da Fransa'yı yenilgiye götürecek olan ve 1805'ten 1815'e kadar süren "Napolyon Savaşları"dır.

Napolyon'a ömür boyu konsül olmak da yetmemişti 1804 yılında yapılan halk oylaması sonucu konsüllüğü bir imparatorluğa dönüştürüldü. Daha halk oyunun sonucunu beklemeden kardeşleri Joseph ile Louis'i prens ilan etti. Halk, kendi çıkarlarını savunacak birini değil de sadece kendi kişisel ihtiraslarının peşinden giden birisine böyle büyük bir yetki vermişti. Zaten bu durum "Cumhuriyet" ve "Demokrasi" için mücadele etmiş halkın özgürlükçü görüntüsüne oldukça tersti. Ayrıca Napolyon'un kendi adıyla anılan savaşlarda başarılı olamaması halkın ona verdiği desteğin yanlış olduğunu da gösteriyordu. Nasıl başarılı olacaktı ki dünya üzerinde İngiltere'den daha zorba hareket ederek mi? Bu şekilde davranarak İngiltere'nin zorba ve sömürgeci görüntüsüne engel oldu, yani tüm Avrupa'ya yönelik başlattığı işgal hareketi tüm dünyada tepkiyle karşılandı ve bu durum da İngiltere'nin işine geldi tabi... Bütün bunların yanında Napolyon'un bir de Mısır macerası vardı ve bu macera onun 1799'da Akka'da Osmanlı Devleti kuvvetlerine öncülük eden Cezzar Ahmed Paşa karşısında aldığı yenilgiyle son buldu. Napolyon iki küçük gemiyle Fransa'ya dönmek zorunda kaldı ve bu macera başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

Napolyon denizlerde İngiltere'ye başarı sağlayamayacağını biliyordu ve bu nedenle onun Avrupa'daki müttefiklerine karşı savaşa girişti. İlk olarak Ulm ve Austerlitz muharebeleriyle Avusturya ve Napoli'yi savaş dışı bıraktı. 1806'da Jena Muharebesi'nde Prusya'yı ve ardından da 1807'de Friedland Muharebesi'nde Rusları yendi. Napolyon, Rus Çarı I. Alexandr ile Tilsit Antlaşması'nı imzaladı ve buna göre Rusya savaştan çekilmek durumunda kaldı. Bu antlaşmadan sonra dikkatini İngiliz müttefiki olan Portekiz ve İberya üzerinde yoğunlaştıran Napolyon, 1808'de İspanya tahtına kardeşi Joseph Napolyon'u geçirdi. Ancak bu hakimiyet uzun sürmedi ve İspanya'da direnişlerin başlamasıyla 2 Mayıs'ta İspanyol Bağımsızlık Savaşı başladı ve 6 yıl süren savaşlar sonucunda Napolyon İspanya'da tutanamayacağını anlayınca İberya'dan vazgeçmek zorunda kaldı ve esaretten kurtulan VII. Fernando'nun İspanya'ya dönerek tekrar tahta geçmesiyle 1814 yılında savaş son buldu ve İspanya, Fransız işgalinden kurtulmuş oldu.

Napolyon için işler Orta ve Doğu Avrupa'da da yolunda gitmedi. Çar I. Alexander, Napolyon ile yaptığı barış antlaşması gereği İngiltere'ye saldırmasını da öngören bir takım yaptırımlar ile karşı karşıya kalmıştı. Ancak bunları kabul etmeyince, Napolyon 1812 yılında 800 bin kişilik devasa bir orduyla Rusya Seferi'ne çıktı. Gösterdiği başarılı mücadeleyle Borodino'da General Kutuzov liderliğindeki Rusları yenerek Moskova yolunu açan Napolyon, kente ilerlemeye başladı. Fakat Rusların Rusya içlerine çekilmeleri ve çekilirken de Moskova'yı yakmaları sonucu erzaksız kalan ve Rusya'nın soğuk ikliminin içerisine düşen Napolyon, Alexander ile barış yapmak istedi fakat Çar durumun kendi lehine olduğunun farkındaydı ve barışı reddetti. Yaşanan bu sürecin ardından Napolyon orduyu Fransa'ya geri götürmek durumunda kaldı. Ancak zaten bitkin halde olan askerler soğuk ve zor geri dönüş şartlarında daha da kötü duruma düştüler ve sonuçta Fransız ordusunun yarısından fazlası telef oldu.

Napolyon yine de durmuyordu ve yeni bir ordu oluşturmak için maddi kaynak yaratsın diye halktan alınan vergileri arttırdı. Bu durum halk nezdindeki popülerliğine darbe vurdu. Ayrıca halk Rusya'da telef olan Fransız askerleri için de ayrıca rahatsızlık duymaktaydı. Napolyon'un kişisel hırsları onun gerçekleri görmesine engel oluyordu. Verilen kayıplar ve yaşanan hezimetler onu ihtiraslarından vazgeçirmiyordu. Tarih'e baktığımızda kişisel ihtiraslarına esir olupta yaşadığı başarısızlıklara rağmen tekrar başarılı olabilmiş kimseyi göremeyiz. Buradaki en büyük sorun da devleti yönetenlerin kişisel hırs ve menfaatlere kapılmalarıdır. Napolyon'da bu yoldan giderek, dünyayı sömürmek niyetindeki İngiltere'nin deyim yerindeyse ekmeğine yağ sürmüştür. Onun saldırgan tutumları, İngiltere ve Rusya gibi devletleri savaşmakta haklı göstermiş ve dünya kamuoyunda böyle bir beklenti oluşmuştur.

Tıpkı bir asır sonra Hitler'in dünyayı ele geçirme yolunda başlattığı savaşların sonunda Almanya'nın yaşadığı hüsran gibi Napolyon Savaşları da Fransa için tam bir hezimetle sonuçlanmıştır...

Napolyon düşen halk desteğine rağmen Ekim 1813'de Leipzig'de Koalisyon güçleri ile savaştı ancak mağlup olarak geri çekildi. Düşman Paris'e yaklaşınca Napolyon, imparatorluk tacı elinden alınarak Elba Adası'na sürgüne gönderildi. Burası İtalya'da Toskana açıklarında bir adaydı. 

Napolyon adada geçirdiği yaklaşık 110 günden sonra buradan kaçarak 1815'te Paris'e geldi ve halk desteğini de arkasına alarak tekrar tahta çıktı. Ardından 16-18 Haziran 1815'te ünlü Waterloo Savaşı'nda İngiltere ve Prusya'ya yenilince Paris'e döndü ancak tahtını tekrar bırakmak zorunda kaldı. Sonra Amerika'ya kaçmak için çabaladı fakat bunu başaramayarak İngiltere'ye teslim oldu. İngilizler onu Atlantiğin güneyinde yer alan Saint Helena Adası'na götürdüler ve Napolyon yaşamının son yıllarını burada geçirdi. 5 Mayıs 1821 yılında geçirdiği mide kanseri sonucu 51 yaşındayken yaşamını yitirdi ve külleri, 1840 yılında Paris'e getirilebildi.

1815 yılında sonuçlanan Napolyon Savaşları'nın ardından, Avrupalı devletler kıtanın uğradığı yıkım sebebiyle 1830 yılına kadar sürecek olan "Restorasyon" yani bir yenilenme dönemine girdiler. Ayrıca bu dönem Avrupa'daki mutlak krallıkların geleceklerinin korunmasını da temel almaktaydı. Bu süreci başlatan olay 1815'te Avusturya'nın başkenti Viyana'da yapılan ve aynı adı taşıyan Viyana Kongresi'ydi. Bu konferansa öncülük edenlerden birisi de Avusturya idi. Çünkü monarşiyle yönetilen bu devlet için özellikle Balkanlar'da ayakta kalabilmenin yolu bu kongrede, monarşilerin güçlendirilmesine çaba göstermekti. Bu kongre bunu sağlamış olsa da Fransız Devrimi'nin yaydığı eşitlik, demokrasi, kişisel hak ve özgürlük gibi kavramlar dünyadaki insanlar arasında yayılmaya başlamıştı ve artık dünya kamuoyu; monarşinin ve kralların egemen olduğu yönetimlere karşıydı...




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Doğu Roma İmparatorluğu'nda Heraklius Dönemi

"Karun" Kadar Zengin Lidya Kralı Kroisos

Bir Dönem Roma'nın Önemli Gücü Olmuş "Kohort" Askeri Birlikleri