Kayıtlar

Arşimet : "Non Turbare, Meum Circulum! (Dairemi Bozma!)"

Resim
Archimedes(Arşimet), antik dünyanın en önemli bilim insanlarından biriydi. Yaptığı çalışmalar ve bilime olan katkıları, onun adını günümüze kadar ulaştırmıştır. Onun en büyük keşfi, bilindiği üzere suyun kaldırma kuvvetidir. Arşimet bu buluşu sırasında, anlatılanlara göre o kadar çok sevinmiş ki, heyecan içerisinde bulunduğu hamamdan çıplak bir halde dışarı çıkmış ve ardından "Eureka! Eureka!" yani "Buldum! Buldum!" diye bağırarak yaşadığı şehrin sokaklarında sevincini duyurmuştur. Böylelikle Arşimet, mutluluğunu bu sözlerle tarihin tozlu sayfaları arasına yazdırmıştır.
Arşimet, M.Ö. 287 - 212 yılları arasında bugünkü İtalya'nın güneyinde yer alan Sicilya'da yaşamıştır. Onun yaşadığı kentin adı ise, bölgenin önemli kentlerinden biri olan Sirakuza'ydı. Bu kent, İtalya'nın güneyinde yer alan pek çok kent gibi Helen(grek)'lere ait bir koloniydi ve özellikle M.Ö. 3. yy.'ın ortalarında şehrin, Roma-Kartaca mücadelelerindeki önemi oldukça fazlayd…

Yalnızlık Üzerine...

Resim
Yalnızlık, kimi zaman ruhu huzura erdiren, kimi zaman da insanın kendisini toplumun geri kalanından uzak hissettiren bir duygudur. Kimse yalnız olmak istemez, ama yalnızlık hissi bu durumu sevenler için bir ayrıcalıktır aslında. Yani insan kendi kendisiyle vakit geçirmeyi seviyor ve bu durumda yalnızım deyip, birilerine sitem etmiyorsa pekala mutludur. Ancak öbür türlüsü, yani bilinen şekilde yalnız kalmak veya toplum içerisinde birileri tarafından yalnız bırakılmak, pek çokları için keder vericidir. İnsan eğer kendisini hiçbir biçimde yalnızlıktan kurtaramıyorsa, o insanın hayatında sadece bir takım amaçları olmalıdır. Bu amaçlar onun hayatını, kimseye bir zarar vermeden iyi bir seviyeye yükseltecek nitelikte olmalıdır. Ona güzel bir hayat bahşetmeli, yaşamına renk katmalıdır...
Peki insan neden yalnız kalır veya öyle kalmak ister? Bu soruları şöyle yanıtlayabilirim. Toplum belli kurallardan meydana gelir. Herkes birer oyuncudur aslında toplumsal arenada, yani herkesin bir rolü vard…

Yunan Mitolojisi'nde Ölülerin Kayıkçısı Kharon

Resim
Kharon, mitolojide ölülerin kayıkçısı olarak ifade edilmekte ve yaşamını yitiren bedenlere ait ruhları, kayığı ile Hades'in ülkesine götürmektedir. Eski zamanlarda Yunan tanrılarından Zeus ve Poseidon'un kardeşi olan Hades ise, yer altı dünyasının hakimiydi. İşte Kharon, tanrı Hermes'in rehberliğinde kendisine gelen ruhları, Hades'in bu yer altı ülkesine götürüyordu. Ancak bunu belli bir ücret almadan kesinlikle yapmıyordu.
Kharon, kendilerini Acheron Irmağı'ndan geçirmesi ve Hades'in ölüler diyarına ulaştırması için yanına gelen ruhlardan rüşvet bekler ve bu sebeple önceden ölülerin ağızlarına obolos(metelik) konurdu. Aksi takdirde Kharon, para alamadığı ruhları yanından kovar ve bir daha hiçbir şekilde de yumuşamazdı. Bu nedenle kayıkçı Kharon, zalim olarak da bilinir. Bu arada Kharon'un ırmaktan geçirmediği ve dolayısıyla yer altı dünyasına ulaşamayan ruhların sonu ise meçhuldu. Onlar asırlarca nereye varacaklarını bilmeden havada öylece dolaşırlardı. 

Roma Tarihinde "Vae Victis" Olayı

Resim
Eski Roma tarihinde, Romalıların büyük zaferlerinin olduğunu bildiğimiz kadar, bazı dönemlerde içerisine düştüğü siyasi ve askeri sıkıntıları da bilmekteyiz. Bu sıkıntılardan birisi de tarihte M.Ö. 390 tarihli "Vae Victis" olayıdır. Kelimenin Türkçe manası "kaybedenin vay haline" şeklindedir. Bu hadise Roma Cumhuriyeti ile Galyalılar arasında vuku bulmuştur. 
M.Ö. 400'lerin sonunda Etrüskler ile Galyalılar arasında bir savaş meydana gelmiş ve Romalılar gönderdikleri elçilerle iki taraf arasındaki savaşa katılmayacaklarını bildirmişlerdir. Ancak buna rağmen yine de sözlerinde durmamışlar ve Etrüsk saflarında Galyalılara karşı savaşmışlardır. Romalıların buradaki hareketleri kuşkusuz, eğer Galyalılar Etrüskleri yenerse sıranın kendilerine gelmesini önlemek amaçlıydı. Yani bir başka deyişle onlar, Galyalıları dışarıdan gelen istilacı bir güç olarak görmekteydiler. Ayrıca Etrüsk safında yer almalarının dışında Roma'dan gönderilen elçilerden biri olan Q. Fabius…

Antik Dönemin Ünlü Masalcısı Aisopos(Ezop)'un Hayatı

Resim
Aisopos (Ezop) M.Ö. 6.'da yaşamış olup, zeka ve mizah yeteneğini sergilediği masallarıyla ünlenmiştir. Masallarının kahramanları bilindiği üzere çoğunlukla hayvanlardır ancak Aisopos, onların arasında geçen olaylardan insanlara ders verir ve bir takım öğütler çıkarmalarını ister. Hayvanları anlatırken kişileştirme (teşhis) ve intak (konuşturma) sanatlarından da fazlasıyla yararlanmıştır. Bu şekilde meşhur ardılı ve fabl türünün dünya edebiyatındaki önemli isimlerinden La Fontaine'yi de etkilemiş, onun eserlerine ilham kaynağı olmuştur. Bu yazımda anlaşılacağı üzere, ünlü antik dönem masalcılarından Aisopos'un hayatından bahsetmek istiyorum ve umarım keyifli bir yazı olur.
Hayatı
Yoksul bir ailenin çocuğu olduğu düşünülen Aisopos, birçok düşünüre göre büyük ihtimalle Frigya'da, yani bugünkü Kütahya-Karahisar çevresinde dünyaya gelmiştir. Genç yaşındayken esir düşmüş ve Ephesos(Efes)'ta Samos'lu Ksanthos tarafından satın alınmıştır. Daha sonra ise bilge İadmon ad…

Echo ile Narcissus'un Anlamlı Hikayesi

Resim
Zamanın birinde Echo isminde güzeller güzeli bir orman perisi yaşarmış. Bu güzel peri ormanda olduğu sırada, Narcissus adlı bir avcıyı görmüş ve ona sevdalanmış. Ancak Narcissus onun duygularına karşılık vermemiş, yani önemsememiş onu. Durum böyle olunca Echo, sevdiğine kavuşamayacak olmanın verdiği üzüntü ile büyük bir keder içerisine düşmüş. Orman perisi o kadar üzülmüş ki, o güzel sureti zamanla taşa dönüşmüş. Echo'nun sesleri uzun süre ormanda yankılanmaya devam etmiş. Bir söylentiye göre ise Türkçesi "yankı" olan "eko" kelimesinin kökeni bu orman perisinden gelir. Her kim bir kayanın karşısında bağırırsa, sesi artık ekolu(yankılı) bir biçimde kendisine dönmektedir. 
Tabi Narcissus'un kendini beğenmiş tavırları, kibirli halleri ve umursamaz yaşamı, Yunan tanrılarının dikkatlerinden kaçmamış ve tanrılar, onu cezalandırmaya karar vermişler. Bu sebeple Narcissus, kendi suretine sevdalanacağı bir şekilde lanetlenmiş ve bir göl kenarındayken kendi görüntüsü…

En İyisi Yazmak...

Resim
Yazmak, duyguların en sessiz ifadesidir bana göre. Fakat anlatılmak istenen şeye göre en yüksek bağrışlardan daha etkili bir anlatım yöntemi de olabilir. Her şeyden önce özgürsünüzdür yazarken, parmaklarınız ve ona komut veren aklınız hürdür her zaman. Fakat tabi en çok yazmayı ve ayrıca okumayı sevdiğiniz konularda yazmak, sizin kendinizi daha iyi ifade etmenizi sağlayacaktır.  Bir de yazmayı teşvik edecek bir yerde olmalı insan, mesela resimdeki gibi yağmur altındaki denize bakan yüksekçe bir kulede olmak gibi. :)
Günümüzde hemen herkesin çalıştığı ve dolayısıyla inceliklerine belli oranda hakim olduğu bir mesleği var. Bu noktada bir mesleğin tanıtımını yapmak, o mesleğe merakı olan insanlar için oldukça faydalı olabilir. Bunun dışında yeterli bilgi birikimi ve hayat tecrübesine sahip olunduğunda bireysel gelişim konularında da yazılabillir. Veya bir aşk şiiri yazarsınız ve bu şiir yazdığınız kişiyi çoğunlukla etkilemez fakat sizi seven dostlarınıza gösterdiğinizde onların hoşların…